ZAFER HAFTAMIZ VE ENTERNASYONEL YARIŞLAR
1922 yılında, 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayram olan Zafer Bayramı, her yıl ülkemizde 30 Ağustos’un bağlı bulunduğu hafta olarak kutlanılmaktadır.
Her yıl geleneksel olarak, içeriğini ve anlamını çok daha fazla idrak ederek kutladığımız Zafer Hafta’mızın bu yıl 87nci’sini icra etmekteyiz. İlk kez, 1935 yılının Mayıs ayında resmi olarak kutlamaya başladığımız bu bayram’ı, Mustafa Kemal Atatürk'e, silâh arkadaşlarına ve komutasında savaşmış askerlere bir nebze şükran ve vefa borcumuzun bir yansıması olarak düzenlemekteyiz.
Bizim açımızdan ise bu haftanın ehemmiyeti çok daha etkin olacaktır. Enternasyonal koşuların, bu müstesna bayramımızdan sadece 3 gün sonra koşulacak olması, camia olarak bu özel haftanın bizim için 3 gün daha fazla kutlanılacağı anlamını çıkarmamız, sanıyorum yanlış bir fikir olmayacaktır. 26 Ağustos’da başlayan Zafer haftası, ülke genelinde 30 Ağustos tarihinde sona ererken, bu tarihin hemen akabinde 2 ve 3 Eylül tarihlerinde cereyan edecek Enternasyonal Yarış Festivalimiz, bu haftayı bizim için çok daha önemli bir hale sokmaktadır.
Geçtiğimiz yıl bu zamanlarda hatırlayacağınız üzere, Uluslararası Yarış Standartları Komitesi'nin toplantısında tüm ülkelerin oy birliği ile uluslararası standartlar kataloğu’nun ikinci kısmında yer alan Boğaziçi ve Topkapı Koşularının birinci kısma yükseltilmesi gerçekleştirilmişti. Yine bu zaman aralığında, Society of International Thoroughbred Auctioneers toplantısı sonucunda, Türkiye’nin diğer tüm grup koşularının da, oy birliği ile katalog standartları kitabında üçüncü kısımdan ikinci kısıma yükseltilebileceğini haberini, 2008 Kasım ayında Amerika’da gerçekleşen Uluslararası Katalog Standartları Komitesinde resmiyet kazanarak, büyük mutluluk ve gurur içerisinde almıştık.
Peki alınan bu kararlar bizim için neyi değiştirecekti? Dünya ile entegrasyonumuzda bu hamlenin açılımı neydi? Bu mantığı ise şu şekilde kısaca açıklayabiliriz. Avrupa’nın en yüksek ikramiyeli Miler’ının düzenlendiği İstanbul Yarışçılık Festivali’ne, ekürilerinin 3ncü sınıf atlarını ancak gönderen Dünya’nın önde gelen ekürileri, alınan bu kararlar sonrası prestij’in maddiyat’tan çok daha yoğun olarak hissedildiği Veliefendi’yi artık çok daha ciddi anlamda düşünecekler, bu prestij’in yanında tatmin edici maddi getiri ile beraber, önde gelen safkanlarını ülkemiz sınırları içerisinde bulundurabileceklerdi. Bu da dünya yarışçılığının yönünün ciddi anlamda Türkiye’ye döneceğini, ülkemizde gelişen yarış kalitesinin tüm dünya tarafından çok daha farklı bir havada takip edilebileceği sonuçlarını çıkarabiliriz.
İşte bu yoğunluk ve heyecan çerçevesinde 2 -3 Eylül tarihlerinde Yarış festivalimizi icra edeceğiz. Bizim için diğer yıllara nazaran, Enternasyonal hikayemiz çok farklı bir havada geçecek. Bu sınıf atlatılması sonrası ilk olacak ve Dünya’nın gözü kulağı tamamen üstümüzde olacaktır. Tabi ki ülkeler arası başarı burada önemli bir unsur fakat organizasyona hakimiyet ve bu festivali dünya’ya doğru ve başarılı bir halde lanse etmek aslolan görevlerimizin başında gelmektedir.
Zafer Haftamız şimdiden kutlu olsun. Alacağımız başarılı neticeler ile bu haftanın keyfi ve heyecanını tüm toplumdan çok daha fazla yaşayacağımızı düşünüyor, şimdiden bu organizasyonda görev dahilinde bulunan tüm sektör çalışanlarına kolaylıklar, koşan tüm safkanlarımızın da ayaklarının düz basmasını temenni ediyorum.
Erdem Vurgun
















