Joomla TemplatesBest Web HostingBest Joomla Hosting

UĞUR ÇANKAYA

Ekrem Kurt Apranti Eğitim Merkezi’nin 20nci dönem mezunları arasında, gösterdiği başarı ile okulu 2nci sırada tamamlayan, Avrupa ve Amerika yarışçılığını fırsat buldukça değil yakinen takip etmeye çalışan, kendisine verilecek şansı doğru kullanma hususunda tereddütüm olmayan sevgili Uğur Çankaya ile soğuk bir İstanbul Pazar’ında samimi ve içten bir sohbet gerçekleştirdik. Röportaj başlığı altına ikimizde sığınmak istemediğimizden, en doğal halimizle bu söyleşiyi gerçekleştirdik.

 

Erdem Vurgun: Sevgili Uğur, klasik bir kendini bize tanıtır mısın sorusunu sana yöneltmeden, istersen direk konuya girelim. Jokeylik mesleği sende ne zaman alevlendi? Nasıl başladı mesleki yaşantın?

Uğur Çankaya: Öncelikle bu fırsatı bana sunduğunuz için çok teşekkür ederim. Teyzemin eşi vasıtasıyla bu işe girdim diyebilirim. Kendisi ayrıca antrenörlük de yapmaktaydı. Aklıma at’ı ve jokeyliği sokan, buna vesile olan da kendisidir. Zaten benim masa başında oturabilecek bir yapım da yok. Ve böyle bir teklif karşısında düşünmeden kararımı verdim. Ben At’ı ilk kez apranti eğitim merkezinde gördüm. Ne ailemde ne de yakın çevremde bu işle ilgili kimse yoktu. Yani herkes gibi bende 13-14 yaşlarında bu sektöre adımımı atmış oldum.

 

E. V. :Apranti eğitim merkezini 2nci bitirmene rağmen eğitim için Avustralya kayıtlarında senin ismini göremedik. Bu sende nasıl bir intiba yarattı?

U. Ç. :Evet Taygun Gökçe’den sonra okul ikincisi oldum fakat bu eğitim için hak kazanamadım. İlk senemizi Cemal Kurt hocayla ve Veysel Boztaş hocayla geçirdik biz. O aşamada böyle bir eğitim mevzusu yoktu açıkçası. Rasim Özkan, Sermet Altındağ bizden önce bu eğitimden faydalandılar. Daha sonra Sadi Harmanbaşı ve Davut Akdı gelip komple eğitmen değişikliği oldu. Davut hoca bana böyle bir eğitim ihtimali olduğundan bahsetti. Benim heyecanımı ve isteğimi fark etmiş olacak ki bana bunu yansıttı. Fikrimi sordu. Tarafımdan olumlu yanıt almasına rağmen sonraları bir takım karışıklıklar oldu. Birçok kez çağrılmama rağmen olumlu bir netice çıkmadı. Sonuç olarak ilk sıralarda gitme ümidim olmasına rağmen bu eğitimden mahrum kalmam, benim açımdan önemli bir eksi değer olarak kaldı.

E. V. :Stil olarak benimsediğin bir model, kalıp yada ülke stili var mı?

U. Ç. :Açıkçası Avustralya’nın sitili benim pek hoşuma gitmiyor. Bu stilin bana bir şey katacağına inanmıyorum. Kendime daha çok İrlanda stili yakıştırıyorum ve bu stil üzerine yoğunlaşıyorum.

 

E. V. :Gelecek hakkındaki fikirlerin neler? 5 sene sonra Uğur Çankaya nerede olmalı?

U. Ç. :Aslında geleceğimi belirli planlar dahilinde bölümlere ayırdım. Çok hızlı ve birdenbire bu meslekte büyümek istemiyorum. Kalıcı olmak ve bunu zamana yaymak en büyük dileğim. Birden parlayıp, aniden sönmek bir jokey için en zor durumlardan biri. Yaptığım işten çok büyük keyif alıyorum. Sabah idmanı bile bana inanılmaz keyif veriyor. Bu doğrultuda da Allah benim rızkımı, idman jokeyliğinden değil yarıştan vereceğine inanıyorum. Bu fikre sahip biri için, Allah’ın da izniyle başarının elbet geleceği inancını da fazlasıyla taşıyorum.

 

E. V. :Yurtdışında ve ülke içinde kendine örnek aldığın, karakter olarak benimsediğin jokeyler kimlerdir.?

U. Ç. :Öncelikle şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Ben dünyanın en iyi jokeylerinin ülkemiz sınırları dahilinde olduğuna inanıyorum. Belki bu çok iddialı bir cümle ama sonuna kadar da bunun arkasındayım. Ben açıkçası Halis abi’nin Dettori kadar hata yaptığını düşünmüyorum. Buda iddialı bir cümle ama inanın benim şahsi fikrim bu doğrultuda. Soruya döneyim istersen abi, yurtdışında Lanfranco Dettori ve Chiristophe Soumillion un biniş stillerini beğeniyorum. Bu arada Avrupa’da at binme de benim hayallerimin başında gelir. Onlarla aynı ortamı teneffüs etmek, jokey odasında onlarla bulunmak benim için gerçekleştirmek istediğim hayallerimden biridir. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Ülkemizde ise gerçek profesyonel ve bizlere çok şey katan Halis abiyi sayabilirim. Faal olarak at binmese de Süleyman abiyi sahada görmek bize inanılmaz bir güven veriyor. Nuri Şölen, Erhan Yavuz ve Ertul abi de örnek göstereceğim jokeyler arasındadır.

E. V. :İlk yarışına çıktığın Gülek Dağlar’ın Aragorn isimli ingilizle neler hissettin? Nasıl bir psikoloji içersindeydin?

U. Ç. :Tabi ki inanılmaz bir heyecan içersindeydim. Aslında Aragorn ile hikayem biraz dramatik. Atın durumu oldukça iyiydi. Yani kazanamama gibi bir lüksü yoktu. İlk yarışım olmasına rağmen hata yapsam yapsam en kötü 2nci, 3ncü olabilirdim. Yanlız bu safkanın start problemi vardı. Rokluk yapıyordu. Start gerisinde 3-4 kez düşüp tekrar binmeme rağmen at starta girmedi. Bir kez daha denemek istememe rağmen saha veterineri buna müsaade etmedi. Bu benim açımdan çok kötü bir başlangıçtı. İlk heyecanımı kötü bir izlenimle yaşamış oldum.

E. V. :Arap atımı İngiliz atımı Uğur? Veya şöyle diyelim. Binmekten zevk duyduğun Irk hangisi?

U. Ç. :Zaten abi yarış demek bilirsin ki sürat demek. Bu doğrultuda İngiliz atı bir adım öne çıkıyor. Ayrıca stilimizi geliştirebilmemiz ve tecrübe edinmemiz açısından, İngiliz atlarıyla yarışa katılmak, bende çok daha verimli neticelenebiliyor. Arap atının da yine bizim açımızdan önemli noktaları da mutlaka var. Daha çok efor sarfetmek gerekiyor, daha çok güç istiyor. Bu da Arap atının artılarıdır.

E. V. :2009 için planların neler? İstanbul’da mı olacaksın yoksa İzmir’de mi kalacaksın?

U. Ç. :Aslında İzmir de olmam nedeniyle, yalnız kalıp güzel projeler dahilinde bir 2009 programı hazırladım diyebilirim. Kendime de büyük şartlar koydum. Çok çalışıyorum ve bu çalışmamın meyvelerini de 2009 da toplayacağımı düşünüyorum. Şu an İzmir-İstanbul konusunda ise kararsız olduğumu bilmeni isterim. İzmir’de kalıp kendime burada daha fazla şans bulacağıma da inanıyorum. Fakat güzel bir kadroyla İstanbul’da da parlamak, kurtlar vadisin’de de başarılı olmak benim açımdan çok da iyi olacaktır. Aslında durumum şu an burada hazırladığım taylarla da alakalı. Herşeyi zaman gösterecek.


E. V. :Hobilerin, sosyal yaşantının tarzı nedir Uğur? Bowling ve bilardo lütfen bu sorunun dışında kalsın?
U. Ç. :İnan abi bowling ve bilardo hiç ama hiç aram yok.. Kitap okumayı seviyorum diyebilirim. Ayrıca yüzmeyi ve denize açılmayı da çok seviyorum. Fırsat buldukça tabiki sinema olsun, tiyatro olsun bu tarz aktivitelere katılmaya gayret gösteriyorum.

E. V. :Bu güzel sohbet imkanını bize sağladığın için teşekkür ederim sevgili Uğur. Umarım 2009 ve daha sonraki seneler sağlık ve şans dahilinde, sevdiklerinle beraber seninle birlikte olur.

U. Ç. :Bu imkanı bana sunduğunuz için teşekkür etmek istiyorum. Tüm Turkhorseclub ailesinin de sağlık ve sıhhat çerçevesinde bir yıl geçirmesini temenni ediyorum.

Röportaj: Erdem Vurgun

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Uzman Tahminleri

Önemli Linkler