Joomla TemplatesBest Web HostingBest Joomla Hosting

CAN ARTAM

Yetiştiriciliğimiz ve yarışçılığımız için yeni yüzlerin sektöre kazandırılması konusu, belki de en faal dönemlerinden birini şu zaman diliminde yaşamaktadır. Bu düşünce, ileriye dönük projeler ve büyüme potansiyeli açısından kesinlikle ikinci plana atılamayacak bir durum oluşturmaktadır. Bu hafta kendisi sektörün yeni yüzlerinden olsa da, atçılık konusunda bilimsel çalışmalarını hayata geçiren ve bir kısmını da yakın zamanda geçirmeye hazırlanan Can Artam'ı konuk ettik. Formula 2'den atçılığımıza yatay geçiş yapan At sahibi ve yetiştirici Can Artam'ı biraz daha yakından tanıyalım...

 

Erdem Vurgun: Öncelikle bu röportaj için gösterdiğin içtenlik ve alaka için teşekkür ederim. Çok kısa bir şekilde kendini  bize anlatır mısın?

Can Artam: 1981 İstanbul doğumluyum, Amerika’da Lynn Üniversitesi’nde işletme eğitimi aldım. Bildiğiniz gibi Formula 2 pilotluğuna kadar yükseldiğim motorsporları kariyerimi ise 2006 da noktaladım ve 2-3 yıldır da atçılık ile ilgileniyorum.

 

E. V. : At Yarışlarına ilgin nasıl başladı?

C. A. :At yarışlarına ve atçılığa ilgim, atlara olan ilgimle başladı. Küçüklüğümden beri sahip olduğum at sevgisi, ileri yaşlarda yarış atı sahibi olma isteğine dönüştü ve bu işle uğraşan tanıdığım birkaç arkadaşımla fikir alışverişinde bulunduktan sonra çok sevgili dostum Günal Arıcı (Just Touch isimli kisragin ve su an sahada olan Alfred’in oğlu adlı arap tayının sahibidir) benim bu işe girmeme ön ayak olmuştur. Değerli ağabeyim Mehmet Kurt ise bana bu ise girerken ilk mentorum ve bana yardımcı olan kişi olmuştur.

 

E. V. : Sahip olduğun atlar nelerdir?

C. A. :Türkiye’deki atlarım 3 yaşlı İngilizler Enzo ve Inpersonik. Bunlar haricinde pansiyon haralarda şu an 4 kısrağım bulunmakta. Bu kısraklardan 2008 doğumlu erkek Hawk Wing tayı, 2009 doğumlu Piccolo tayı ve bu yıl beklediğimiz 1 doğum daha var. Yurt dışında ise şu anda Amerika, İrlanda ve İngiltere’de yetiştiricilik yapmaktayım ve bu ülkelerde toplam 6 kısrağım bulunmakta.

E. V. : Türk atçılığı veya yetiştiriciliği için ne düşünüyorsun, Dünya'nın önde gelen atçılık merkezlerini yerinde gören biri olarak yerimiz sence nedir? Kıyaslama yapabilir misin?

C. A. : Atçılıkta lider birçok ülke gezdim. Çok detaylı incelemeler yaptıktan sonra vardığım kanı, yarışçılık konusunda dünyada bir yerimiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim, hatta lider ülkeler kabul edilen Abd, İngiltere, Fransa, İrlanda, Japonya, Avustralya gibi ülkelerin hemen ardında yer aldığımızı düşünüyorum. Örneğin Avrupa’da bir Almanya veya İtalya’dan üstün olduğumuzu düşünüyorum genel yarışçılık ortamı olarak. Ancak Pazar konusunda, aygır konusunda, veterinerlik veya antrenman sistemleri, spor fizyolojisi gibi bazı bilimsel konularda ve bazı genel imkanlar konusunda biraz eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum.

 

E. V. : Sence aygırlarımıza çekilen kısraklar bilinçli yetiştiriciler tarafından pedigri incelemeleri yapılarak mı çekiliyor, yoksa bu iş amatörce, tesadüfi olarak mı yapılıyor.. Şahsi fikrin nedir?

C. A. : Gördüğüm kadarıyla iki türlü de yapılıyor. Çok ince hesaplar ve detaylı düşünerek kısraklarına aygır seçen insanlar olduğu gibi, sadece aygırlara bakılarak yapılan eşleşmeler de var. Biraz genel aygır ve kısrak tercihi konusunun da etkisi var tabi bu durumda.

 

E. V. : Peki yetiştiriciliğe bilimsel yaklaşmanın sence bir dezavantajı olabilir mi? Kulaktan dolma bilgileri de görmezden gelebilir misin?

C. A. : Atçılıkta her ülke kendine has bazı gelenekler ve bazı adetlere sahip, hangisi en doğrusu sorulursa bence bilim ışığında incelemek çok daha mantıklı.

 

E. V. : Kısraklarını İzmit'e yada Karacabey'e gönül rahatlığı ile bırakabiliyor musun?

C. A. :İyi niyetli ve içten insanların çalıştığı yerler olduğunu gördüm bugüne kadar. Her atçı kadar rahatım.

 

E. V. : Sence yarışçılığımızın gelişimi ve genişlemesi için en önemli 3 kriter ne olabilir?

C. A. : At satışlarının iyi bir düzeye gelip bir pazar oluşturulması, antrenör ve veterinerlik konusunda büyük gelişme kaydetmemiz ve özel aygırcılık alanında büyük gelişmeler olmasını rahatlıkla sayabilirim.

 

E. V. : Yarışçılık olarak, model benimseyeceğimiz ülke hangi ülke olabilir?

C. A. : Bence Türkiye bir çok konuda olduğu gibi gerek konum olarak gerek coğrafya olarak çok şanslı. Atcılık konusunda bu avantajlarımızı değerlendirirsek, örneğin Fransa-Dubai karışımı bir modelle çok iyi yerlere gelebiliriz.

 

E. V. :Amerika ve Avrupa da bir çok temasların oldu.. Onların bizim yarışçılığımıza bakış açısı ne durumda?

C. A. : Açıkçası ikramiyelerimiz gittiğim her ülkede ilgi çekiyor, ağızlarını sulandırıyor. Çoğu zaman büyük şaşkınlıkla karşılanıyor.

E. V. : Her jokeyin, her yetiştiricinin hatta her yarışseverin hayalleri vardır. Senin atçılık namına en büyük hayalin nedir? Can Artam 10 sene sonra nerede olmalıdır bu sektörde?

C. A. : Bu sektörde hedeflediğim başarılı bir yetiştirici olmak ve uluslararası alanda başarı elde etmek. Bunun dışında "Formula 2 de Türkiye’yi temsil etmiş Can Artam’ın vizyonunu ve misyonunu göz önünde bulundurarak, 10 yıl sonra nerede olması gerektiğini sizler belirleyin..

E. V. : Adrenalini had safhada bir sektörden geldiğine göre jokeylere bakış açın eminimki bizlerinkinden çok farklıdır.. Sonuçta onların kazanma psikolojisini sende yaşadın.. Onların o anki hal ve hareketlerini önceden tahmin edebiliyor musun?

C. A. : Onların yarıştan birkaç gün öncesinden başlayan tüm düşüncelerini, tüm psikolojilerini birebir çok iyi anlayabiliyorum. Yarıştan önceki gece, yarısı kafalarında nasıl kurduklarını , tüm alternatifleri tüm olasılıkları nasıl hesapladıklarını, yarış sabahı, yarış öncesi, padoktayken neler hissettiklerini, starting box taki düşüncelerini ve yarış anındaki tüm hislerini çok iyi biliyorum, hızlı karar verme, anlık seçimler, son düzlükteki adrenalin, kaybetme ve kazanma, hata yapıldığındaki hisler ve birincilik kupasını kaldırdıkları an, hepsini defalarca yaşadım.. Bu sebepten son ana kadar ki düşüncelerini aynen hissedebiliyorum.

 

E. V : Gp 2 de onlarca kez ülkemizi temsil ettin.. Önemli başarılara imza attın. Kaskında Ayyıldızı onlarca pistte taşıdın... Yalnız görsel ve yazılı medyada senle ilgili bir noksanlık söz konusu muydu?.. İçerlemedin mi bu duruma?

C. A. : Aslında bir noksanlık olarak görmüyorum bunu. Çünkü bu işin meraklısı olan insanların okuduğu ve takip ettiği basın-yayın organları oldukça ilgiliydi bana ancak, ben genel anlamda ilgisizliği çoğu konuda olduğumuz gibi biraz bilgi ve kültür eksikliğine, vizyonsuzluğa bağlıyorum..

 

E. V. : Yarış pistlerine dönmek aklının bir yerlerinde hala mevcut mu?

C. A. : Yakın zaman önce birkaç teklif aldım, tabi ki insan durup düşünüyor ancak özellikle son zamanlarda tekrar düşündükten sonra profesyonel olarak artık dönmeyeceğime karar verdim..

 

E. V. : Artık İngiliz atı satış organizasyonları için ülkemizde de ciddi adımlar atıldığını biliyorsun. Bu Satış organizasyonu için senin de bir takım çalışmaların olduğunu biliyoruz.. Bu çalışmalarda geldiğin son nokta nedir?

C. A. :Bu konuda ciddi girişimlerde bulunduk fakat özel bir şirketin bu aşamada böyle bir organizasyon düzenlemesi ancak bazı destekler olması halinde ticari olarak yapılabilir. Eğer bu ortam oluşursa, bu organizasyonun yapılmaması için bir sebep yok. Ben bu konuda gayet umutlu, iyimser, istekli ve gönüllüyüm, tıpkı atçılığımızı geliştirip ileri götürecek başka yatırımlar için olduğum gibi..

 

E. V. :Değerli vaktini TurkHorseClub ailesi ile paylaştığın için teşekkür eder, atçılık hayatının daim ve başarılı sürmesini dileriz.

C. A. : Teşekkür ederim.. Benim içinde çok hoş bir sohbet oldu.. Bu vesile ile çalışmalarınızda başarılar diliyorum..

 

Röportaj: Erdem Vurgun

 

Yorumlar  

 
0 #1 Cenk TÜRK 09-02-2011 10:30
Çok güzel bir sohbetti.
Bilimsel konuşan, dünya gerçeklerini bilen ve ülkemize getirmeye çalışan herkesi desteklememiz gerekir.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Uzman Tahminleri

Önemli Linkler